Bilim ve Karşıtları – İşte “Şüphe Tüccarları”

Bilim gerçekten özgür müdür? Aslında hiçbirşey göründüğü gibi değil. Toplumda bulunan sayıları gerçekten çok az olan bir grup insan, bilimin ortaya çıkardığı doğruları manipüle ederek insanları önce şüpheye düşürmekte, daha sonra da aslında bilinen yanlışları birer doğru gibi göstererek toplumu yanlış yönlendirmektedirler. Bugünkü yazıda size bu manipülecilerin aslında kim olduklarını ve nereden geldiklerini göstermek istiyorum. Ayrıca 2014 yapımı Şüphe Tüccarları adlı belgeselini yazının sonunda izleyerek, daha sağlıklı fikirler edineceğinizi umuyorum.

şüphe tüccarları

 

İlk başta Seitz ve Nierenberg’in sigara-kanser ilişkisine itirazlarıyla başlayan bu beraberlik, Ronald Reagan’ın Yıldız Savaşları da denen silâhlanma projesine verdikleri destekle devam ediyor, hattâ buna destek için George C. Marshall Enstitüsü adı altında kurumsallaşıyor. Seitz ve Nierenberg ile onlara katılan Singer ve Jastrow, ozon deliğine insanların sebep olduğu gerçeğine de karşı çıkıyor, nükleer silâhların dünya iklimini etkileyebileceğini ileri süren bilim insanlarına da itiraz ediyor, DDT adlı böcek öldürücüsünün canlıların vücudunda birikerek insanlara ve diğer canlılara zarar verdiğini de inkâr ediyor, ve nihayet, küresel ısınmanın varlığını reddetmek için bin dereden su getiriyor. Yalnızca verilere itiraz etmekle kalmıyor, bu konulardaki bilimsel uzlaşmaları da inkâr ediyorlar.

şüpheAynı kişileri, sigara konusundan başka, asit yağmurunun, ozon deliğinin, küresel ısınmanın varlığını, olmadı önemini inkâr ederken, önemli olduğu anlaşıldığı zaman bunların nasıl olsa teknolojiyle çözüleceğini ve aslında herhangi bir şey yapılması gerekmediğini, yapılması gerekse bile yapılmamasının daha ucuza mal olacağını savunurken görüyoruz. Devletin etkinliğini sürekli azaltmaya çalışan bu kişiler, Ronald Reagan’ın Yıldız Savaşları projesine ise büyük destek veriyor!

Aynı kişiler, ne zaman bilimsel veriler sanayinin çıkarına dokunacak olsa harekete geçiyor ve bilimsel görüşlerin kamuoyunca anlaşılmasını engellemeye çalışıyor. Bazen biri başrolü oynuyor, bazen diğeri.

Ve bu işi çok iyi beceriyorlar. Hepsi, vaktiyle ya kendi alanlarına ya da soğuk savaşın kazanılmasına yönelik önemli bilimsel veya teknolojik katkılar yapmış bilim insanları… Ve bundan gelen prestijlerini, kamuoyunu ve basını etkilemek için kullanıyorlar. Şimdi ele aldıkları konularda uzmanlıkları yok. Verileri çarpıtan, okuyanı yanıltan bildiriler, raporlar hazırlıyor, veya hazırlanmasına aracı oluyor, bilimsel görüşleri kamuoyuna yanlış aktarıyorlar. Bilim insanlarına, araştırmalarına saldırıyor, uzmanların kamuoyu, basın veya siyasilerin gözündeki güvenilirliğini azaltıyor ve onları yıldırıyorlar. Basını çok iyi kullanıyor, tüm uzmanların görüş birliğinde olduğu konularda dahi kendi karşıt görüşlerine en az aynı ağırlıkta yer verilmesini sağlıyor, sanki o konuda hâlâ önemli bir bilimsel tartışma varmış havası estiriyorlar. Özellikle büyük basın organlarında sadece kendi görüşlerinin yayınlanmasını, bilimsel görüşlerin ise ancak yine bilim adamlarından başkasının okumadığı dergilerde kalmasını sağlıyorlar.

Dördünün de hedefi hep aynı ve çok açık: Beğenmedikleri bir bilimsel görüş hakkında tozu toprağa katıp şüphe uyandırarak o konuda somut adım atılmasını engellemek.

Farklı durumlarda benzeri ama yine de değişik yöntemlerin aynı kişilerce uygulandığını gördükçe aklıma küçükken izlediğim çizgi diziler geldi. Bu bilim adamları, her bölümde karşımıza yeni bir hain plânla çıkan İskeletor gibi görünmeye başladı gözüme.

İdeolojilerin pençesindeki bilim

Peki bu bilim adamları bu işlere bu kadar bulaşıyorlar? Para için mi?

Conway ve Oreskes işin ardında çıkarcı değil, ideolojik bir yaklaşım görüyor. Seitz, Singer, Nierenberg ve Jastrow dörtlüsünün ortak yanları aşırı bir piyasa serbestçiliği: Onlara göre “piyasanın gizli eli” her sorunu çözecektir ve buna en ufak bir müdahale bile hürriyet düşmanlığıdır. O kadar ki devlet sigarayı sınırlamak yerine “sağlıklı sigara” araştırmalarını teşvik etmelidir, yeter ki “sigara içme hürriyeti”ne halel gelmesin!

Bunun gibi, piyasanın çözemiyor olduğu, devlet müdahalesi gerektiren bir sağlık veya çevre sorununun var olabileceğini kabul edemiyor, bunlardan söz edenlerin “karpuz gibi dışta yeşil, içte kırmızı”, yani çevreci görünümündeki gizli sosyalist olduğunu düşünüyorlar.

Bu yolda önlerine bilim bile çıksa ona saldırmaktan çekinmiyorlar. Aslında ideolojik sebeplerle karşı çıktıkları siyasi düzenlemeleri, işin ardındaki bilimin anlaşılmasını önleyerek engellemeye çalışıyorlar.

Eklemek gerekir ki ideolojik önyargıların bilim anlayışına etkisi sosyalist sistemde de vakiydi: Sovyetler Birliği’nde tarımcı Trofim Lısenko (Şekil 3), devlet ideolojisine uygun, ama yanlış bir biyoloji anlayışını savunmuş, böylece Stalin’in desteğini alarak bütün ülkenin tarım politikasını belirlemişti. Lısenko’ya prestijini geçmişteki –olmayan– mesleki başarıları değil, çiftçi bir kökenden gelmiş, eğitimsiz biri olması sağlamış, sosyalist söylemle süslü, daha bitmeden başarılı ilân edilen uyduruk deneyleri onu partide yükseltmişti. Bu saçmalıklara itiraz eden bilim insanları ise sürgünü boylamıştı. Böylece Lısenko, bilimin kamuoyundaki görüntüsünü etkilemekle kalmamış, bilimsel araştırmaların kendisine de büyük bir darbe indirmişti. Bu ideolojik tercih Sovyetler’e çok pahalıya patlamış, tarım büyük sekteye uğrayınca milyonlarca insan açlıktan ölmüştü.

 

Kaynak: “acikbilim.com”

 

Belgeseli İzlemek İçin Tıklayınız

İyi seyirler.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: